Wednesday, June 1, 2016

FETHULLAH GÜLEN ŞAİR Mİ?



“Bana sor sevgili kari, sana ben söyleyeyim.
Ne hüviyette şu karşında duran eşarım:
Bir yığın söz ki, samimiyeti ancak hüneri.
Ne tasannu bilirim, çünkü ne sanatkarım”  Mehmet AKİF

Fethullah Gülen’in hayatını yazabilmeyi ne çok isterdim!
Belki bir gün!
Böyle bir kitabın adını da sanırım, “Şairane bir Vaiz” koyardım.
Bu önemli şahsiyetin, sadece tarihçe-i hayatı değil, aynı zamanda entelektüel biyografisi, manevi (spiritual) biyografisi… de yazılmalıdır. Gülen, hakkında sağlam araştırmalar yapılmayı hak eden isimlerin başında gelmekte günümüz Türkiye’sinde.
Hitap ettiği kitleyi sadece ilmi, irfanı, lider şahsiyeti, eğitimciliği, yeniliğe açık zihin yapısı, canlı manevi ve ruhi hayatıyla değil; bütün bunlarla birlikte, aynı zamanda “muhrik” sesi ve o ses’teki şiirsellikle de etkileyebilen bir bilge Hocaefendi.
Uzatmadan...Yazının başlığından da anlaşılacağı üzre, burada Fethullah Gülen’in şairliği hakkındaki şahsi düşüncelerimi paylaşacağım.
Bu konunun, Gülen’in sanat, dil, kültür, edebiyat, estetik, hassaten de şiir hakkındaki düşüncelerinin etraflıca ele alınmadan işlenemeyeceğinin ise farkındayım!
Şiirlerinin tahlili, hususiyeti….ancak o zaman sağlam bir bağlama oturtulmuş olur. Ne yazık ki, bir başka ve çok daha titiz bir araştırma yazısına talik edebilecek böyle bir konuyu burada uzun boyluca tahlil edemeyeceğim. Hareket’in içinden gelenlerin Gülen’in kimi şiirlerini tahlil ettiklerini biliyoruz, ama Kırık Mızrap’taki şiirleri akademik olarak ele alan bir çalışma henüz yok!
Özellikle günümüzde şiir işportacılarının ortalığı istila ettiği bir ülkede “has şiir” tartışmaları lüks kaçar. Şiir okuyandan katbekat fazla “şiir yazar”ımız var. ILESAM’da kayıtlı altı binden fazla şair(!) varmış. Gel gör ki, şiir kitapları sadece bir kaç yüz adet satıyor! Keşke yazıldığı kadar okunsa da!
Aynı zamanda, memlekette daha ciddi sosyal ve siyasal mevzular varken; hani bir zamanlar Devlet-i Aliyye’nin temelleri sarsılırken Tanzimatçıların kendi aralarında tutuştukları cinsten bir “abes-muktebes” tartışmalarını andiran lakırdılara ne gerek var diye düşünenlerin de çıkacağından eminim.
Bununla birlikte, duygu, düşünce ve hayal dünyamız ne kadar muzahrefatla doldurulmaya çalışılırsa çalışılsın, bu türden konulara bakılmasının önemine inananlardanım. Şiir, ciddi bir iştir!  Eskiler, “Şiir kendisini besleyenlere hizmet eder” “Şiir kıskançtır, kendisinden başkasıyla ilgilenilmesinden hazzetmez” meyanında çok sarf-ı kelam etmişlerdir.
Günün sonunda, tüm edebiyat teorilerinin, poetik yaklaşımların ötesinde şiir, kişisel bir beğeni meselesidir; elbette kötü şiir vardır, iyi şiir vardır.
İmdi! Yazımızın başlığındaki provakatif soruya döneyim tekrar: “Fethullah Gülen bir şair midir?”
Hayır.
Hocaefendi bir şair değildir! Evet, şairanedir; hayatında, şahsiyetinde, eserinde ve sesinde şiirsellik vardır; ancak Gülen bir şair değildir, iyi bir şairlik kumaşı da olsa, bir kitap dolusu şiir kaleme almış da olsa!
Onda muhakkak ki bir “sanatkarane temaşa” var. Ne ki, bunu şiirin kendine mahsus, nesre çevrilmesi neredeyse kabil olmayan o “sırlı” lisanına dökebilmek  apayrı bir hüner; o şairane duyuşu, duyarlılığı  “şair şözü” kılabilmek büsbütün başka bir meziyet…
Evet, Gülen’de hayata karşı kah bir divan şairi, kah bir tekke ve tasavvuf şairi, kah bir halk ozanı tavrı vardır, ama yazdıklarına “has şiir” diyebilmek çok zordur. Hayır, o bir şiir heveskarı müteşair değil, ama has şiirin aradığı haddeden geçmiş bir şiir diline, esteğine ve özgünlüğe sahip şair demek de zor kendisi için. Kırık Mızrap’taki nazmı, edebiyat camiası şiir olarak kabul etmekte zorlanıyor.
Şair mi, değil mi, tartışması, kimi edebiyat çevrelerinde Mehmet Akif için de yapılmıştır, onu şair değil sadece mevzun ve mukaffa dizeler düzen tahkiye ustası bir nazım olarak değerlendiren eleştirmenler olmustur.  Ama, Akif le Gülen’in şiir vadisindeki kulvarları çok farklıdır. Akif, haza bir şairdir. Akif’in kendisi için söylediği gibi, Gülen manzumelerinin de en büyük sermayesi, samimiyetidir denebilir...
Fethullah Gülen, düşünce ve duygu dünyasına en ziyade tesir eden şahsiyetlerden biri olan Necip Fazıl gibi, şiiri davasının hizmetine ram etmeye çalışmıştır, şiiri davası için bir araç olarak istimal etmeye çalışmıştır; ama Kırık Mızrab’ında, kendisi daha yirmili yaşlarındayken şairliğini edebiyat camilarınca tescillenen Necip Fazıl’ın söyleyişinin kalitesinden ve özgünlüğünden çok uzaktadır. Onun şiirinin kalitesi, yine kimi manzumelerinde kendisinden istifade ettiği açıkça gözlemlenebilecek olan Yahya Kemal’den de fersah fersah uzaktır!
Arapça, Farsça ve Türkçe’nin en revnektar  sözcük ve terkipleriyle tezyin ettiği yazı ve konuşmalarından zengin bir hayal, his ve tefekkür dünyasına sahip olduğunu gözlemleyebildiğimiz Gülen’in, şiirde o “has şair”lere mahsus  kendine özgü sesi bulamadığını görüyoruz.

Gülen’i, sadece manzumeler yazmakla değil, edebiyatımızda bir Haşim gibi, Orhan Veli, Necip Fazıl ve İsmet Özel gibi aynı zamanda şiir üzerine düşünürken, konuşurken ve yazarken…kendi şiirinin poetikasını kurgularken de görüyoruz. Sohbet ve vaazlarında hemen hemen dakika başı, ezberinden bir şiir okuğunu, güncel olayları şiirlerle yorumladığını görüyoruz. Gülen’in sohbet ve vaazlarında da sık sık beyitler, dizeler, belli şiir ve şairlere telmihler ve referanslar; hatta  bütün bir şiiri baştan sona ezberden okumalar görebilmekteyiz.

Kendisi, ilkçocukluğunu yaşadığı zamanlarda, köylerine düzenli aralıklarla söz ve saz ustalarının gelip gittiğini ve bunlardan etkilendiğini belirtiyor. Aynı şekilde, rahle-i tedrisinde bulunduğu Alvarlı Muhammed Lütfi Efe de, klasik tekke tasavvuf edebiyatını sürdüren bu gelenek ve formda gazeller, natler, kasideler söyleyen bir hocadır.Gülen’in babasından çok sayıda Farsça ve Osmanlıca şiirler dinlediğini de biliyoruz. Çocukken köylerine gelen ozanlar var. Çocukluğu söz ve halk şiiri külüründe yoğrulmuş. Sözü güzel söyleme ile erken yaşlarda haşır neşir olmuş biri Gülen. Onun şiiri, geleneksel ses, duygu ve tasavvufi motif ve imgelerle örülü, iddialı olmayan bir şiirdir.
Şiir ince dil işçiliğidir, emek ister, zaman ister. Bir Hareket insanı olan Gülen’in, şiirle meşguliyeti hayatının önceliği haline getirmediğini görüyoruz. Şiir onun için bir araçtır. Davasını anlattığı, mesajını bir de ‘vezinli ve kafiyeli’ bir şekilde anlattığı bir ‘ beliğ vesile’. Konuşmalarına bakılırsa da, bana öyle geliyor ki, şiir okumak ve yazmak aynı zamanda kendisi için bir terapi! Bu ayrı bir konu.
Fethullah Gülen’in zengin çağrışımlarla, sonu gelmeyen şiirsel cümleler, devrik kurgular, telmihler, mecazlar, tevriyelerle dokuduğu düz yazılarında şiirsellik ilk dikkat çeken özelliklerdendir. Bu sebeple, onun düzyazısını mensur şiir olarak nitelemek yerinde olacaktır. Bu itibarla, Gülen’in nesri şiirinden öndedir.
Gülen, Necip Fazıl’ın, İdeolocya Örgüsü’nde nesir yoluyla yaptığını aslında nazim şeklinde yapmıştır. Felsefesinin, ideolojisinin en derinine şiirlerindeki dizeler, kelimeler, metaforlarla girilebilir. Gülen’in şiirini, onun ideolojisinin “kaynak metinleri” gibi okumak da bence pekala mümkündür.
Gülen’in bir şairlik iddiasının olduğunu sanmıyorum. Şiirinim zayıflığı, onun asıl hüviyetine, din adamlığına, bir halel getirmez!
O, şiirle yatıp kalkan, şiir için yaşayan, hayata, dünyaya şiir penceresinden bakan biri değil.
Nitekim, Gülen, yarına şairligiyle değil; Hareket’i, davası, yol açıcılığı, ufuk göstericiliği ile kalacaktır. Şair olmaması, ona herhangi bir şey kaybettirecek değildir. Hatta, bunca meşgalesine rağmen, şiirle iştigal etmesine, duygu ve düşüncelerini şiir yoluyla da anlatasına saygı duyulmalı!
Burada bir keşke daha: Keşke zaman bulabilse, bir Seyyid Kutup, bir Elmalılı Hamdi Yazır ve benzerleri gibi mürettep bir tefsir kitabı yazabilseydi; kendi İslam yorumunu, teolojisini netlikle yansıtan bir tefsir. Ne ki, gençlik dönemlerinde şehir şehir gezerek davasını anlatan, en verimli çağlarında ise, yıllarca aranan, kütüphanesinden ayrı yaşamak zorunda kalan birini düşünün.!...

Merhum Nurettin Topçu, sanatkar şahsiyetleri genel itibarıyla ikiye ayırır: Hayata koşanlar ve hayattan kaçanlar. İlk grub, yine Topçu’nun tabiriyle söyleyecek olursak, “yaşatmak için yaşayanlar”dır.
İsyan Ahlakı’nın müellifi Topçu, nitekim  Mehmet Akif’i de hayata koşan bir “şair” olarak tavsif eder.
Şöyle diyor Topçu:
“Büyük adam eseriyle hayatını birleştiren adamdır. Önce bütün ömründe aynı kanaatin aynı imanın sahibi olan adamdır. Devirlere, zaruretlere, cemiyetlere göre değişmez; muhitine uymaz, muhiti kendine uydurur. Cemiyetten daha kuvvetlidir, cemiyeti sürükleyicidir. Bu karaktere sahip insanların yani ‘değer yaratıcısı’ olanların bir kısmı zekasıyla, bir kısmı kalbi ve hisleriyle bir kısmı da iradesiyle başka insanlara ve cemiyete üstündür, yaratıcıdır, sahiptir veya velidir”. (Mehmet Akif, Hareket Yayınları, İstanbul, 1970).
Hareket ve dava adamı olma vasfı Fethullah Gülen’de tefekkür ve tezekkür insanı olmayla birlikte içiçedir. Bu dört anahtar kavramdan bir Hizmet formülasyonu ve vizyonu istihsal eden Gülen’in hayatının ve felsefesinin özünde  bir şiirsellik vardır.
Fethullah Gülen, dindar bir mütefekkir, yenilikçi bir Hareket adamı olarak, şiir yazmış, hatta çok genel mahiyette de olsa, şiirin teorik vechelerine de  ilgi duymus olmasına rağmen, şairlik yönü sıradandır. Kendisi, şiirsever, konuşma ve yazılarında, özellikle de son zamanlardaki sohbetlerinde Türk edebiyatının en güzel mısralarını, bağlamına çok uygun olarak, kolaylıkla kullabilen, düşücesini de hafızasındaki bu şiir öbeklerine göre örgüleyen, edebiyat muktesebatı zengin bir beyan ehli olmasına rağmen, yazdığı manzumeler bu şairane ve hikemi şahsiyeti  Türk edebiyatında kendine yer yapmış bir şair kılmaz!
Sonuç itibarıyle, Gülen şiirde bir Beyatlı, bir Haşim, bir Tanpınar değildir; ama pek ala bir Süleyman Çelebi, Eşrefzade Rumi’dir. Yani bu isimler ne kadar şairse, Gülen de o kadar şairdir! Kendisi, bir geleneğin bu post-post modern günlerdeki temsilcilerindendir.

Bu bakımdan onu belki de modern şiirin poetikalarıyla okuyup değerlendirmekle yetinmeyip sufi ve irfan geleneğinden hareketle kendini ifade ettiği şiir diline bakmak gerekir; ki o gelenekte de şair, aslında bir şiir söyleme çabasında değildir, coşkun halini, davasını, dini tecrübelerini şiirle de dile getirmiştir.