Sunday, June 5, 2016

HİZMET’TEKİLER KONUŞMALI


Hizmet Hareketi’nin içinden geçtiği süreci en iyi tanımlayabilecek kavramlardan biri de: travmatik… Her türden bir travmadır yaşananlar: Psikolojik ve ruhsal…bireysel  ve toplumsal.

Üç yıldır, Allah’ın her günü irili ufaklı onlarca şey yaşıyor, her yeni doğan güne farklı bir travmatik vakayla başlıyor Cemaat.

Eskilerin, Birinci Cihan Harbi için dedikleri gibi, gün, günden beter geliyor.

Tutuklanma haberlerinin ardı arkası kesilmiyor. Her gün onlarca kurumuna kayyım atanıyor. Bağış yapan hayırsever vatandaşlar, terör”ü desteklemekle tehdit ediliyor, dahası işyerleri müsadere ediliyor.

Hareket’in her biri marka olmuş kurumlarının dibine kibrit suyu ekilerek, tarihi, hafızası tarumar ediliyor. Kutsalı yağmalanıyor.

Onyıllarca faaliyet gösteren, binlerce istihdam sağlayan şirketlere el konuluyor.

Her gün tedhiş ve tehditlerle yaşamaktan usanan insanlardan, imkanını bulan yurtdışına çıkmanın yollarını arıyor. Bulamayanlar, mahallede, işte, okulda, eşten dosttan gelen tacizlere, zorbalıklara maruz kalarak yaşamaya devam ediyor.

Tam bir “Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya…” durumu!

Hal böyleyken, halkın hatırı sayılır bir kısmı, gözlerinin önünde cereyan eden bu zülme sessiz, tepkisiz; hatta bir kısmı destekliyor bile!...Mahallerinde, semtlerinde, köylerinde, işyerlerinde sergilenen kıyıma kayıtsız kalıyor kitleler. Bu menfi algının bertaraf edilmesi kolay değil. Bir propaganda makinesi gibi işleyen Havuz medyası, sistemlice yapmaya çalıştığı ‘death with thousand cuts’ mesaisinde başarılı oldu; Havuz, Hizmet  aleyhinde menfi bir algı yarattı. Taksi şöföründen, mahalledeki kasaba… bilen bilmeyen, “vay be adamlara bak, meğer bağrımızda yıllarca paralelci barındırmışız” tadında.

Cemaat’in maruz kaldığı mağduriyetler ve mazlumiyetler, bir türlü halkta makes bulmuyor!
Bu arada, bölünen ailelerin haddi hesabı yok! Çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden hayatlar karartılıyor.
Ya arkadaşın arkadaşa, akrabanın akrabaya yaptığı! Mesela, aranan birinin bir fırsatını bularak gizlice evine çoluk çocuğunu görmek için gittiğinde, aynı apartmanda yaşayan 10 yıllık arkadaşınca polise şikayet edilmesi ve tutuklanması. Aynı camide namaz kıldıkları, sabah akşam görüştükleri, ev ziyareti yaptıkları kimselerce jurnallenmesi…Bu bir travmadır!

Ezcümle, Kabul edilmeli ki, her gün yaşanan duygusal, psikolojik, toplumsal, ekonomik, ve evet dini tacizlerin yekünü, Hareket’te bir travma etkisi yarattı.

Hareket içinde, bu travmatik durumun, kabul edilip edilmemesi bir yana, artık bu noktada sorulması gereken, Hizmet Hareketi, hem tüzel olarak, hem de kendisini Hareket’in içinde görenlerin bireysel ve ailevi olarak bu travmatik süreçle nasıl başa çıktıkları, çıkacakları…

Başına gelenleri, Hizmet Hareketi içindekiler serbest ve özgür ortamlarda konuşup tartışabiliyolar mı? Emin değilim!

Hizmet’tekilerin, safkan Anadolu evladı olmalarına rağmen, halka hitap edemedikleri ortada. Halkın anlayabileceği bir söylem bulmakta, kurgulamakta zorluklar yaşanıyor.

Gel gör ki...
Bu travmatik olayları kendilerine, birbirerine de anlatamıyorlar. Çünkü, açıkça, seçikçe konuşulmuyor bunlar. Yaşadıklarını, duygularını, düşüncelerini açıkça, içtenlikle konuşabildikleri biri-leri, güvenli ortamları var mı, bilemiyorum!

Halbuki, Hizmet’in her ortamda konuşulamayacak hiç bir meselesinin olmadığına inanıyorum. Yeter ki kalpler ve zihinler muhataplarına açık olsun. İnsanların duygu ve düşünceleri, “bilmediğiniz şeyler var”ın sükutunda boğulmasın!

Evet artık herkesin herşeyi söyleyebildiği post post-modern zamanlardayız. İnsanlar zaten her türlü görüşe bir şekilde, kolaylıkla ulaşabiliyor.

Hizmet’te susanın, tasdik edenin, içine atanın değil; konuşanın, düşünenin, çözümler üretenin daha bir öne çıkması gereken zamanlardayız! Ezberlerimizi pekiştirecek zamanlarda değil!
Her şey çekinmeden, üslub-i münasiple, konuşulduğunda meselenin büyük bir kısmı halledilmiş olacak.

Konuşarak güven tazelenecek. İnsanlar birbirlerine moral verecek, destek olacak, birbirlerinin hayatlarına dokunacaklar; yüzeysellikten sıyrılıp birbirlerini daha iyi tanıyacaklar...
Travmatik hikayelerini, ‘gözlerini yerden alarak’, hiç utanmadan, yerinmeden anlatabilmeli insanlar...Cesaretle...

İnsanların rahatça içini dökebilecekleri, kınanmayacakları, zayıfıkla veya hainlikle itham edilmeyecekleri güvenli ortamlar tesis edilmeli. Çaylar demlenmeli, ikili veya gruplarla uzun uzun konuşulmalı; eteklerdeki taşlar dökülmeli, sinelerdeki boğumlar çözülmeli, gerekirse gözyaşları akmalı...İnsanların herbiri birbirinden farklı olan tramva hikayeleri dile gelmeli. Gönül kırıklıkları, ruh çöküntüleri, bilinçaltlarında saklandıkları yerlerden çıkarılmalı.

Hareket, bu zorlu süreçte, özüyle ruhuyla bu özgür ortamlarda, gönül sohbetleriyle, hikayeleri, hatıraları, anlatmakla irtibat kurabilir. Bu hikayelerle, yeni yepyeni bir bilinç teşekkül ettirilebilir, bir ruh yoğrulabilir. Adeta, eli kolu bağlanarak “güçsüz”,  kendini savunamaz hale getirilen Hizmet, anlatacağı hikayelerle, kuracağı dille kendi gönül sesini bulabilir.

Hareket içinde herkes kendi konumuna göre bu travmadan etkileniyor. Çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı, memur işçi, yurtiçindeki dışındaki…

Bu travmanın gerçek hikayesi, sonraki kuşaklarca yazılacak. Farkında olunsun olunmasın, çocuklar bu travmanın birebir şahitleri…anne ve babalarının maruz kaldıkları zulmün, dalgınlıklarının, kederlerinin, ev içinde ortaya çıkan yerli yersiz tartışmaların, taşkınlıkların tanıkları onlar. Onlara da anlayabilecekleri biçimde anlatılmalı, açıklanmalı yaşananlar... 

Hizmet'te herkes, farklı tonlarda yaşadığı travmalarla\ yine kendince bir usülle zaten mücadele ediyor: Yıllardır idarecilik yaptıktan sonra, şimdi kendini bağ bahçe işine verenler, gece gündüz şiir yazanlar, dünyadan el etek çekip adeta bir evliya hayatı yaşayanlar, sigaraya başlayanlar…biliyorum. Her birey kendince bir yol tutup gidiyor.

En iyi usüllerden biri de konuşmaktır.
Konuşmaktan zarar gelmez ve üstelik bu gibi durumlarda konuşmak elzemdir.

Bu minvalde, konuyu Hizmet Hareketi’nden iki ricamla bağlayayım:

1-      Hareket’tekiler, bir araya geldiklerinde, artık bu başımıza gelenler günahlarımızdan dolayı, daha az dua ettiğimiz, daha az teheccüd kıldığımız için oldu türünden konuşmaların ötesine geçmeli.  Sohbet'te sohbet edenden ziyade, dinleyenler konuşmalı. Böylesi suçlayıcı ve manen itham edici konuşmalar,  müdaheleler özellikle büyük grularda menfi sonuçlara sebep olur.


2-       Özellikle çocuklara, nefret, öfke değil, bu olaylardan mülhem en insani değerlerden olan “ affedicilik” öğretilmeye çalışılabilir.